Cafer komadadir. Yaninda ise karisi... Cafer'in gözleri nemli, kisik sesiyle karisina dogru bakar ve konusmaya baslar:
"Ilk isten kovuldugum zaman yanimda idin. Iflas ettigim gün oradaydin. Vuruldugum zaman ilk gözümü açtigimda seni gördüm. Trafik kazasi geçirdigimde hastanede hep basucumdaydin...
Veysel Çelik, çelik gibi biriydi. Elinden gelmeyen iş yoktu. Buzdolabı, gazocağı tamirinden tut da, tıkanan lağımları açmak, patlayan su borularını değiştirmek, çatı kiremitlerini
aktarmaya kadar her türlü işin ustasıydı.
Askere gitmeden önce çalışmaya başladığı maden ocaklarında, yirmi yıl çalıştıktan sonra eline beş on kuruş verip işten uzaklaştırdılar.
Birgün temellrin okuluna ögretmen gelmiş ögretmen adını bilemeyenlare çok kızıyomuş
temellerin sınıfına girmiş adını sölemiş adı ASLAN KAPLANOGLU imiş sırayla herkeze adını sormuş
Hükümet konağının bulunduğu caddedeki berber dükkanının önüne koyduğu daktilonun başında oturan ufak tefek şapkasız cılız kasabalı adam, tepesine dikilen kendisi gibi ufak tefek şapkalı cılız köylüye bakıp:
"Ne var?" dedi.
"İstidacı sen misin?"
"Hee, benim, nasıl bir şey istiyon? Kavga mı, zarar ziyan mı, sınır için mi, yoksa avradı mı kaçırdılar, ya da avradı mı boşiyecen?" dedi.
Koyu sofu bir adamcagizla Bektasi, bir baska kenti gitmek üzere bir kervana katildilar.
Sofu, ikindi üzeri namaz kilacagini söyledi.
Bektasi:
" Gec kalirsan kervani kacirrirsin; onun icin sünneti birak da yalniz farzi kiliver " diye ögüt verdi.
Çok yaşlı ve bir o kadar da çirkin bir kadın soluk soluğa karakola gelip :
“Memur bey adamın biri beni saatlerdir izliyor, kendimi buraya zor attım, galiba
sarhoştu.” der.